25 Temmuz 2008

Kelâmıkibar #1


“None of the industries of mass media seem to be interested in supporters but without them, football would be nothing. It’s all about passion and it’s history. It will always be like that. Without passion, football would be dead… Just 22 big strong men running in a green pitch, hitting a ball. Really silly… The supporters are those who transform football into a quality show, bringing their contribution every time…” John King

Yeni sezon bilet fiyatları (Fenerbahçe)

Fenerbahçe resmi sitesinden yeni sezon fiyatları için ipucu olacak 2 maçı biletlerinin satışa çıktığını duyurdu. Bunlardan ilki Shakhtar Donetsk ile oynanacak hazırlık maçı. Kale arkası tribünleri olan Migros ve Telsim‘de fiyatlar 33 YTL!

Bir hazırlık maçı için bile 33 YTL fiyat biçmek, yönetimin taraftarı soymasıdır. Bu tip maçlarda, sembolik bir ücret alınır ve normalde maça gitmek için durumu olmayan insanlar, hem stadı hem takımı görme fırsatı bulurlar. Bu sayede takım halka, halk takıma yakın olur. Diğer tribünlerin bilet fiyatları ise şöyle sıralanyor:

Fenerium Alt B - F Blok: 165,00 YTL
Fenerium Alt C - E Blok: 190,00 YTL
Fenerium Alt D Blok: 240,00 YTL
Fenerium Alt G Blok: 110,00 YTL
Fenerium Üst Trb.: 66,00 YTL

Sezon öncesi maçının 33 YTL olduğu bir durumda, şampiyonlar ligi ön eleme maçının ondan aşağı kalır bir yanı olamazdı, olmamış zaten! MTK Budapeşte gibi bir dünya takımını(!) Fenerbahçe karşısında izlemenin bedeli en az 66 YTL! Buradan da anlaşılıyor ki bu sene derbi maçlar ve şampiyonlar ligi maçları 66 YTL’den başlayan fiyatlarla izlenebilecek lakin, Lig TV başında izleyenlerin sayısı bir hayli artacak. Diğer tribünlerin bilet fiyatları ise şöyle:

Fenerium Alt B - F Blok: 255,00 YTL
Fenerium Alt C - E Blok: 305,00 YTL
Fenerium Alt D Blok: 315,00 YTL
Fenerium Alt G Blok: 205,00 YTL
Fenerium Üst Tribün: 132,00 YTL

Maça girmeden önce yapılan aramalarda, çakmak ve bozuk paralarla birlikte cüzdanlar da alınsın. Fenerbahçe eskiden halkın takımıydı. Her kesimden insan statta izlerdi Fenerbahçe’yi, televizyon başında değil. Bu tip bir ücretlendirme yapan yöneticiler, ya bu ülkede asgari ücretin kaç lira olduğunu ve açlık sınırında kaç kişinin yaşadığını bilmiyor, ya da zengin bir taraftar profili yaratmaya çalışıyor. Unutulmaması gereken bir şey var ki, takımlar taraftarındır! Çubuklu olsun, parçalı olsun, düz olsun… Lisanslı veya lisanssız olsun… Taraftarın üzerinden o formayı çıkarmaya kimsenin gücü yetmez! Kalbinden o sevgiyi çıkarmaya kimsenin bir tarafı yemez! Fenerbahçe yönetimi bir an önce daldığı derin uykudan uyanmalı daha doğrusu uyandırılmalıdır!

Formalar


Mağlumunuz bu günlerde Cristiano Ronaldo’nun Real Madrid’e gitme durumu herkes tarafından konuşuluyor. Bir yanda Ronaldo için ‘Köle’ diyenler, diğer tarafta bu işin profesyonellik kisvesi altına rahatlıkla sığacağına inananlar…

Artık transferlerde kulaklarımıza inananmayacağımız kadar büyük rakamlar dönüyor. Ülkemizdeki son örneği Güiza. Bu fiyatların en önemli sebeplerinden biri de futbolcuların çok fazla öne çıkması. Bilgiye erişimin bu kadar kolay olmasıyla tabii ki herkes futbolcuları tanıyacaktır. Tanımalıdır da… Bahsetmek istediğim bu değil. Takımların önüne geçen veya geçirilen futbolcular.

Futbol bir takım oyunudur ve takımlar 1 kişiden oluşmaz. Sahaya 11 kişi çıkar ve futbolunu oynar. Zaten takım olamayan kulüplerde başarıyı yakalamak hayli zordur.

Bu 11 adam sahaya çıkarken bir takımı temsil ederler, bu takım için oynar ve kazanmak isterler. Taraftarlar takım için ordadır, herhangi bir yönetici veya futbolcu için maça gelmezler, renkler için, forma için ordadırlar. Fakat günümüzde bu olay öyle bir hal aldı, daha doğrusu aldırıldı ki içten içe üzülmekten başka elinizden hiç bir şey gelmiyor.

Futbolcular sahaya kendileri için çıkar oldu. “Takım 1 gol atıp kazanacağına, ben 3 gol atayım da yenilse de olur” düşüncesi aldı başını gitti. Para için yapılır oldu her şey, bunların hepsine de ‘Profesyonellik’ adı verildi. Formaların arkasına isimler yazıldı çok lazımmış gibi. İsimler formanın önüne geçti.Eskiden gol atılınca formadaki şanlı amblem öpülürken, şimdi arkadaki isimler gösterilmeye başlandı. O formayı giymek için can verecek insanların, forma üzerinden prim yapıldığını gördükçe mideleri bulandı.

Yöneticiler ise, transferde büyük isimleri büyük fiyatlara takıma kazandırarak, daha fazla seyirciyi tribüne çekmeye çalıştı. Ticarethane işlettiğini sanan bu yöneticilerin peşinden gidenler oldu. Daha sonra sürüye katılanlar… Ve bu insanlar doğru olanı yaptıklarını düşünmeye başladı ki artık bu noktadan sonra dönüş çok zordu.

Futbol giderek endüstriyelleşiyor. Bunun sonucunda maddi olarak kendini güçlü tutan ekipler, başarıya bir adım daha yaklaşıyor. Çünkü futbolcular para için her takımda forma giyebiliyorlar. Para için ruhunu satmak derler ya aynen öyle.

Maddi olarak güçlü olmak için sponsorlar bir numaralı etken. Kulüplerin, futbolcuların hatta statların sponsorları var artık. Stat sponsorları demişken doğruluğu kesin olmasa da bir arkadaşımın bahsettiği bir olayı aktarayım. Galatasaray’ın UEFA’yı aldığı sene Carlsberg, Danimarkalı bira markası, Galatasaray’a bir teklifte bulunuyor. Ali Sami Yen’in yerine size bir stat yapalım. Lakin tek bir şartları var. O da stadın adının Carlsberg Arena olması. Tabii ki Galatasaray tarafından kibarca reddediliyor.

Bir de Fenerbahçe'nin böyle bir olayı var teklifte kalan. Birileri (kim olduğunu hatırlamıyorum) Şükrü Saracoğlu Stadının adının Aziz Yıldırım Stadı olarak değiştirilmesini istedi. Yuh! Olmadı haliyle...

Sponsorlara dönelim. İlk olarak göğüs bölgesinde, daha doğrusu karın bölgesinde başladı forma sponsorlukları. Daha sonra kimi takımlar kol bölgesine ve göğüs bölgesine sponsor almaya başladılar. Yavaş yavaş formula 1 pilotlarının giydiği kıyafetlere döndü formalar. Her yanlarında sponsor amblemleri, formaların asaletine gölge düşürdü. Torino çok sevdiğim bir kulüp. Formalarındaki reklamlarsa takımdan soğutacak cinsten.

Her şeyden öte kutsal saydığımız o renklerin üstünün kapatılması ne pahasına olursa olsun, taraftarların karşı olacağı bir durum. Şayet Barcelona gibi yaparsanız bu işi amenna. Sonuçta faydalı bir iş için, gelir gözetmeksizin reklam aldılar ve tüm dünya tarafından alkışlandılar.

Artık kulüplerin amatör branşlarının isimlerinin bile, para uğruna, değiştirildiği şu günlerde formalardaki reklamların pek kimsenin umrunda olduğunu sanmıyotum. “O forma kutsaldır, nasip olmaz herkese!” diye yırtaduralım kendimizi, kutsal gördüğümüz şeyler için bile para konuşuyor. Yazık…

Forma numaraları da 1'den 99'a kadar oldu. Eskiden 9 numara dedin mi santrafor akla gelirdi. Şimdi ise kaleci bile 9 numarayı alabiliyor. Eskiden daha güzel, daha sadeydi...

10 Temmuz 2008

Bayram Tutumlu'nun Antu.com ile ropörtajı


Antu.com: Aylardır Mehmet Aurelio`yu başka takımlara transfer etmek için uğraşıyorsunuz. Hatta kulübümüz sizi "Aurelio`nun aklını çelmek" suçlamasıyla UEFA`ya şikayet edeceğini bile söyledi. Siz gerçekten Mehmet istemediği halde aklını çelerek mi Real Betis`e transfer olmasını sağladınız?


Bayram Tutumlu: Bunlar tamamen hayal ürünü. Mehmet Aurelio, kişilikli, karakterli bir insandır. Bu transfer tamamen onun isteğiyle gerçekleşmiştir. Benim onun aklını çelme gibi bir durumum olamaz. Marco kendisine diğer bazı futbolculara verilen değer verilmediği için, basite alındığı için ayrılmıştır.


Ben geçen sezonun devre arasında başkan Aziz Yıldırım`la görüştüm. "Aurelio`nun sözleşmesi bitiyor, bunu uzatalım, teklifler var" dedim. Aziz Yıldırım bana kızdı, sinirli davrandı. Olabilir davranabilir. Ben bunun üzerine kardeşi Ali Yıldırım`la görüşmeleri sürdürdüm. Ali Yıldırım, başkanla aramızda köprü vazifesi yaptı. Hatta bu iş için Türkiye`ye geldim, ofisinde Ali Yıldırım`la görüştüm Aurelio`nun teklif beklediğini söyledim. Ancak hiç bir gelişme olmadı.


Herhalde yönetim Aurelio`nun Euro2008`de bu kadar iyi performans göstereceğini düşünemedi. Şampiyonadan sonra Mehmet`e 7-8 tane çok ciddi teklif yapıldı. Ancak Marco`nun isteğiyle kulübün teklifini 15 gün bekledik. Fakat yine ilgilenen olmadı. Sonunda telefonla bir teklif yaptılar. Biz aramızda artık güven ortamı kaybolduğu için teklifi faks çekip resmileştirmelerini istedik, yapmadılar. Herhalde Aragones`e, Guiza`ya öyle bir yoğunlaşmışlardı ki Aurelio konusunda hiç bir şey yapmadılar.


Bunun üzerine artık yapacak bir şey kalmadığı için Mehmet Real Betis`le anlaştı. Fenerbahçe`de ve Türkiye`de çok mutlu olmasına rağmen sözleşmeyi imzaladı çünkü ciddiye alınmadığını hissediyordu. Hatta imza atıktan sonra bile bana, "Şimdi Türkiye`yi bırakıp gidiyorum, Fenerbahçe`yi çok seviyorum. Çok üzülüyorum. Keşke teklif yapsalardı" dedi.


Antu.com: Bütün bu olanlar sizi taraftarın gözünde Fenerbahçe düşmanı yaptı. Siz bir menajersiniz Fenerbahçe gibi büyük bir kulübü bu derece karşınıza almak doğru mu?


BayramTutumlu: Benim Fenerbahçe`ye düşmanlık yapmam söz konusu olamaz. Benim Fenerbahçe`de dostlarım var. Bunu akla getirmek bile mantık dışıdır. Ben Fenerbahçe düşmanı olsam, Aziz Yıldırım istifa ettiğinde Marco`nun haberi olmadan Fenerbahçe ile sözleşme yenilemezdim.


Olay şöyle oldu. Ben Aziz Yıldırım istifa ettiğinde kendisiyle görüşmeye gittim. Yanında Ali Koç vardı ve kendisini istifadan vazgeçirmeye çalışıyordu. Yanlarına girdiğimde Aziz Yıldırım gözlerime baktı ve bana "Nobre gitti bari Marco gitmesin" dedi. Ben de "Başkanım söyleyin sözleşmeyi hazırlasınlar, ben imzalayayım" dedim.


Sözleşme hazırlandı ve ben TSİ 11:00`de sözleşmeyi Aurelio adına onun haberi yokken imzaladım. O sırada Brezilya`da saat 03:00`tü ve Marco mışıl mışıl uyuyordu.


Tekrar ediyorum Marco`nun transferi tamamen kendi isteğıiyle olmuştur ve benim Fenerbahçe düşmanı olmamla bir ilgisi yoktur. Böyle bir düşmanlık söz konusu da değildir.


Antu.com: Çeşitli iddialar ortalıkta dolaşıyor. Bunlardan biri de kulübümüzün Aurelio`ya 2, size de 1 milyon Euro teklif ettiği buna rağmen sizin teklifi kabul etmediğiniz yönünde. Bu doğru mu?


Bayram Tutumlu: Bütün bunlar hayal ürünü. Ben Marco`nun menajerliğinden önce ağabeyiyim. Beni tanıyanlar bilir. Paraya ihtiyacım yok. Ben bu işi para için yapmıyorum. Marco`nun transferinin de parayla bir ilgisi yok. Marco para için değil, kendisiyle ilgilenilmediği için Betis`e gitti.


Antu.com: Real Betis`in yabancı hakkının dolu olduğu, Aurelio`yu AB statüsünde oynatmak zorunda olduğu ancak bunun için de kulübümüzün izni gerektiği söyleniyor. Bu konuya da açıklık getirir misiniz?


Bayram Tutumlu: Keşke Marco`nun burada karşılanışını görseydiniz. Sanki Maradona gelmiş gibi karşılandı. Marco Real Betis`in bu sezon yaptığı en önemli transferdir. Gerekirse 2 yabancıyı gönderirler onu yine oynatırlar. Marco`nun böyle bir problemi olmayacak.


Mehmet Aurelio ve Bayram Tutumlu ile yaptığımız telefon görüşmesi doktorla olan randevularından dolayı burada sona erdi. Umarız Aurelio`nun transferindeki belirsizlikleri bir nebze aydınlatırız ve kulübümüzün konuyla ilgili bir açıklama yapmasına neden oluruz ve her iki tarafın da ağzından konuyu öğrenme şansına sahip oluruz.

Homer Simpson

Pırasa!

Vatan gazetesinden Feridun Niğdelioğlu, Aurelio'nun Fenerbahçe'den gitmesindeki esas etkenin Aziz Yıldırım'ın soyunma odasına yaptığı ziyaretler olduğunu yazmış.

"...Menajer Bayram Tutumlu, Aurelio’yu F.Bahçe’den koparan olayı VATAN’a anlattı. İşte Yıldırım’ın 23 Şubat’taki Bursa maçından sonraki fırçası:

“Aziz Yıldırım, Bursa maçında soyunma odasına girip futbolculara böyle bağırmış ve ’Ayağınızı denk alın’ demiş.. Bu tehdit, Aurelio için sonun başlangıcı oldu..”
“Zico da Aziz Başkan’ın fırçalarından bunalmıştı.. Ama o da kolayını bulmuş, her baskında odasına kaçıp oyuncularını Yıldırım’la başbaşa bırakmış..”
“Appiah, Kezman, en son Emre hep 3-3.5 milyon Euro’ya anlaştı.. Aurelio ise her sezon 34 maç oynayıp onların 3’te 1’i kadar almaya katlanamadı.”

“Yıldırım, bu fırçaların takımı motive ettiğini sanıyor ama etkisi tam tersine oluyor.. Hatta Aurelio bu seanslardan Zico’nun da bıktığını ve başkan gelir girmez kendi odasına kaçtığını, fırçayı da oyuncuların yediğini anlatıyordu.. Antrenör Edu’nun ayrılmasının nedenlerinden biri de başkanla yaşadığı tartışmaydı. Edu başkanın soyunma odasına girmesine tepki koyan tek isimdi, o da gönderildi zaten... Başkan Yıldırım bakalım Aragones geldikten sonra artık soyunma odasına girebilecek mi?”

“Fenerbahçe ile FIFA’lık olacağız. Ama FIFA öncelikle futbolcu haklarını koruduğu için Aurelio oynayabilecek.. Betis de FIFA ile temas kurdu, yoksa 3+1 yıllık sözleşme imzalamazlardı. Aurelio yarın yeni takımıyla idmanlara başlayacak. Ben Aziz Bey’i çok uyardım. 6 ay önce 1.1 milyon Euro olan ücretinin iyileştirilmesini istedim. Yıldırım ise ‘Aurelio’yu bizden kimse alamaz kardeşim, sen işine bak’ dedi. İşler bu noktaya geldi. Aurelio’nun kızdığı bir nokta da F.Bahçe’ye gelen her yabancının 3 milyon Euro’nun üstünde ücret almasıydı. Aurelio ise sezonun bütün maçlarında oynamasına karşın, onların 3’te 1’i kadar para almayı gururuna yediremedi. ”
"

Bana gerçek dışı göründü biraz. Gerçeklik payı varsa Aziz Yıldırım'a takım motivasyonunun nasıl sağlanacağını birinin anlatması lazım demiştim. Gerçeklik payı fazlaymış. Bayram Tutumlu yapmış açıklamayı.
Azarlamayla motivasyon olmaz! Karşındaki adamlar çocuk değil... Kulüpten açıklama gelir bugün, ona göre yorumlarız olayı.

09 Temmuz 2008

Az zamanda çok gol atmak


1-) Masashi Nakayama (Jubilo Iwata, Apr 15-Apr 29 1998) : İnanılması güç bir forma sahip olmuş zamanında. Oynadığı ligin üstüne bir kalitesi olduğu açık. Nitekim 4 maçta 16 gol atmış. Maç başına 4 gol ortalamasıyla oynamak ne demek? Şu an Türkiye'de biri böyle bir forma sahip olsa, kulüp başkanlığına kadar gider yolu. Maçlara göre attığı gol de şu şekilde; 5-4-4-3... Gittikçe düşen bir grafik, ama ne grafik! Güiza'nın ilk 4 maçta böyle bir şey yaptığını düşünsenize. (bkz: fantezi)

2-) Coen Dillen (PSV Eindhoven, Jan 27-Mar 31 1957) : Lakabı 'Her Canon' olan futbolcu, 1956-1957 sezonunda tam 43 gol attı. Bu yazıya konu olan bu değil, dediğim gibi az zamanda çok gol atmaktan bahsediyoruz. Bu adam da 20 golü, 9 maçta rakip kaleye göndermiş. Maçlara göre attığı gol sayısı; 3-4-2-2-1-2-2-1-3... Ayağına sağlık.

3-) Gerd Müller (Bayern Münich, Sep 27 1969-Mar 3 1970) : Bombacı da inanılması güç bir seri sahibi. 16 maçta 23 gol. Hem de Bundesliga'da. Maçlara göre attığı gol sayısı; 1-4-1-1-1-1-1-1-2-1-1-3-2-1-1-1...

4-) Owen Coyle (Airdrie, Sept 15-Sept29 1990) : Pek tanınmayan bir isim daha. Kendisi 7 maçta 17 gol atmış, fakat sezonun geri kalanında sadece 3 tane daha gol atabilmiş. maç başına daha fazla gol yakaladığı bir serisi var; 4 maçta 12 gol... Dile kolay. Maçlara göre attığı gol sayısı; 3-2-3-4...

5-) Steve Bloomer (İngiltere, Mar 9 1895-Mar 20 1899) : Bir de milli takım azgını var. Milli takımda uyum sağlamak, kulüp takımlarına göre daha zordur ama o yapmış. 10 maçta 19 gol atarak harika bir seri yakalamış. Maçlara göre attığı gol sayısı; 2-1-1-5-2-1-1-2-2-2...

6-) Refik Resmja (Partizan Tirana, Feb 18-Mar 4 1951) : Bir azman da bu arkadaşımız. Hem de ne azman. 23 maçta 59 gol atmış. Çok gol attığı zaman aralıklarına indirgersek, 4 maçta 24 gol ve 6 maçta 18 gol. Maçlara göre attığı gol sayısı; 6-7-7-4 ve diğer serisi; 3-4-1-4-5-1...

7-) Jose Santunino Cardozo (CD Toluca, Sep 21-Nov 24 2002) : Biraz daha normale yakın bir isim. 11 maçta 19 gol atmış. Maçlara göre attığı gol sayısı; 1-3-1-3-1-2-1-4-1-1-1...

8-) Dave Mooney (Cork City) : 6 maçta 11 gol. Maçlara göre attığı gol sayısı; 2-1-2-2-2-2

9-) Rodion Camataru (Dinamo Bucharest, May 17-Jun 25 1987) : Tüm zamanların en iyi Rumen forvetlerinden biri. 7 maçta 21 gol atmış olması bunun ispatlarından biridir. Maçlara göre attığı gol sayısı; 1-3-3-2-4-5-3...

10-) Mario Jardel (FC Porto, Oct 29 1999-Jan 15 2000) : Tanıdık bir isim. Ülkemizde de top koşturan Jardel, 9 maçta 18 gol itelemiş. Alkışlıyoruz onu da. Maçlara göre attığı gol sayısı; 2-1-1-3-1-3-3-2-2

Crouch Portsmouth'ta

Kule Portsmouth ile anlaşmış. Küçük gelen formasından mı, gol sonrası yaptığı (gerçi artık yapmıyor) robot dansından mı bilinmez, sempatik geliyor bu adam bana. Aman aman bir forvet değil ama kötü oynamıyor. Daha sık izleme fırsatı bulacağız onu, bu sevindirici. Portsmouth'a uyum sağlaması durumunda, attığı gollerle başka kulüplerin transfer listesine girebilir. Takip etmeli.. Transfer için konuşulan miktar 11 milyon paund.

Güiza'nın bonsevis bedeli

Güiza ismi çıktığından beri tartışılan konu. Yöentim bugün açıklamayı yaptı. Güiza 14 milyon Euro'ya Fenerbahçeli oldu.
Yüksek bonservis bedeli dediğimizde aklımıza gelen bir kaç isim var. Mario Jardel, Ariel Ortega, Nicolas Anelka...
Jardel Galatasaray'a bedavaya katılmadı. O da geldiğinde gol kralıydı ama Portekiz'in. Porto da oynayıp da Portekiz'de gol kralı olmak çok büyük bir mesele değil bence. Tamam futbolculuğunu tartışmıyorum ama ne Portekiz ligi çok üstün bir lig, ne de Porto ligin vasat bir takımı... Her neyse, Galatasaray'ın ödediği bonservis bedeli 16 milyon Euro. Yanlımıyorsam bu transfer 2000 yılında gerçekleşti, yanılıyorsam düzeltiniz.
Bir diğer yüksek bonservisli ismimiz, Nicolas Anelka. Kariyerini ve yeteneklerini tartışmaya gerek yok. Fenerbahçe'ye 2006 yılında 12 milyon Euro'ya transfer edildi.
Biraz da güncel transferlere bakalım. Örneğin Trabzonspor'un transferi Gökhan Ünal. 6 milyon Euro bonservis bedeliyle bordo mavililere katıldı. Değer mi göreceğiz ama benim ciddi kuşkularım var.
Diyeceğim şudur. İspanya Ligi gol kralını kimse size bedavaya vermez. Hem de bu gol kralı dediğimiz adam, İspanya'nın orta sınıf takımlarından biri olan Mallorca'da, hiç penaltı atmadan gol kralı oldu. Umarım faydalı bir transfer olur ve hedeflerimize ulaşmamızda yardımcı olur.

Fenerbahçe - Boca Juniors

Bugün resmi sitede başlığında sevindiren, fakat sonra üzen bir haberle karşılaştım. Keşke gerçekleşseydi. Seneye umarım bu teklifi hatırlar yönetimimiz.


Boca Juniors'tan maç teklifi
Arjantin'in dünyaca ünlü futbol takımı Boca Juniors 27 ya da 30 Temmuz tarihlerinden birinde İstanbul'da ya da bir Avrupa şehrinde özel bir maç yapmak için kulübümüze teklifte bulunmuştur. Ancak söz konusu tarihlerde kulübümüzün programı uygun olmadığından kendilerine olumlu yanıt verilememiştir.

Spor kamuoyuna duyurulur

FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ



 
^

Powered by BloggerFlamboyant Striker by UsuárioCompulsivo
original Washed Denim by Darren Delaye
Creative Commons License