24 Kasım 2008

Mariangela Demurtas

Tristania'dan tanıyoruz. "Ulan bi' yerden tanıdık geliyor" diyenlere duyurulur. 

23 Kasım 2008

Tottenham Hotspur:1 - Blackburn: 0

Tottenham için lig bu maçtan sonra başladı. Dipte olmanın stresini geride bıraktılar ve kendilerine olan inançlarını sağlamlaştırdılar. 7. Everton'la puan farkı 4'e düştü, şimdilik 15. sırada. Golü Pavlyuchenko attı, Lennon harika bir futbol oynamış. Bentley'den gol beklemiştim ama olmadı, canı sağolsun. 

Bir önceki postta da dediğim gibi, "Yürüyedur Tottenham!"

Yürüyedur!

Harry Radknapp'in gelişinden sonra Tottenham şahlandı. Bu hafta White Hart Lane'de Blackburn ile karşılaşacaklar.
Bantley açısından önemli bir maç. Eski takımına karşı şans verilirse, ki verilecektir bence, oynayacak. İçimden bir his gol atacağını söylüyor ama bakalım. Eski takımına karşı oynayan her futbolcu gibi orada güzel zamanlarının geçtiğini ve hala görüştüğü arkadaşlarının olduğunu söylüyor.
Sakatlar var Tottenham'da. Sanırım Wootgate hasta fakat maçta oynayabilecek gibi gözüküyor. Giovani Dos Santos uzun süredir sakat, takıma pek bir katkı sağlayamadı bu yüzden. Eksikliği hissedilecek isim Luka Modric. Sakatlığından kurtulmuş olsa da antremansız olması en iyi ihtimalle sonradan oyuna girmesine sebep olacak.
Mağlubiyetin arkasından oynanması açısından bu maç önemli. Alınması halinde Tottenham'ın çıkışı devam edecektir. Şunu da ekleyelim, puan durumunda Blackburn Tottenham'ın hemen üstünde 18. sırada. Dualarımız Tottenham ile birlikte...

Emre Tilev

Facebook hesabı varmış bu zat-ı muhteremin. ÖSS'ye hazırlanan ergen bünyeler gibi, "Çok çAlıŞmaK Lasımm :) :P" tarzı bir ileti yazmış. Bari hakikaten çalışsa da adam gibi bir maç izletse bize. Derinlemesine analizler yapıyor sanırım.

Not: Resmin üstüne tıklamanız göz sağlığınız açısından hayırlara vesile olur.
Ek: Interested in: Men yazıyormuş. Vay anam vay...

20 Kasım 2008

Futbol Aşkı

18 Kasım 2008

Servet Çetin ve Maskesi


Kaya gibi topçudur bizim aslan parçası Servet. Öyle kolay kolay devrilmez, vurduğunu devirir, kendisine vuranı da devirir. Fedakardır Servet, takım gol yollarında sıkıntı çekiyorsa, çıkar ileri, arkadaşlarına yardımcı olur. Sakatlığın kralını geçirsin, "bana mısın?" demez, çıkar topunu oynar tam performans...

Geçen haftaki derbide, Edu Draceña'nın kafa topuna çıkarken yaptığı, müthiş 2 hit combo dirsek hareketiyle, aynı elmacık kemiğine 2 sefer dirsek yemiş, ve elmacık kemiği kırılmıştı ve yine " bana mısın?" demeden, mor bir elmacık kemiğiyle, elinde buz torbasıyla, derbiyi tamamlamıştı.

Hafta içinde Kayserispor ile kupa maçı vardı. Düşünüyordum, "ulan bu Servet'e o elmacık kemiği koruma maskesi nasıl olur?" diye. Plastik, arkadan kolayca bantlanan bir maske bekliyordum. Bundan bir kaç sene önce Ali Tandoğan'ın kafa atmasıyla, İbrahim Üzülmez'in taktığı gibi. Kayseri maçını izlemedim. Maç sonu yorumları, videoları izledim. Bir baktım, bir haber, "Maskeli Servet" tarzı bir şey. Aha dedim bu. Açtım haberi, fotoğrafa baktım. Lan o ne öyle? O ne biçim maske? anlam veremedim.

Sonra Galatasaray-İBB maçına gittim, stadyuma. Yine maskeliydi Servet fakat, bu sefer de herkes aynı soruyu soruyodu : "Nonda mı lan o? Kim o?". Bildiğimiz Ayıboğan Servet işte.

Bilmiyorum, sporcu sağlığıyla ilgili yeni teknoloji aparatlarını. Belki vardır bir özelliği ama maskeyi de gidip Sex Shop'dan almanın bi anlamı yoktu heralde, saçlarını da böyle arkadan bağlamış çıkarmış falan.

NBA ile ilgilenenler bilir, Richard Hamilton, seneler önce elmacık kemiğini kırdı, şeffaf maske taktı, hala suratında o maske...

Aman diyim Servet, özenme onlara...

17 Kasım 2008

Galatasaray 2 - 0 İ. B. Belediyespor




Maç çok sıkıcıydı gerçekten. Servet' in ve Lincoln' ün direkten dönen topları dışında doğru dürüst bir pozisyon yoktu, yüksek tempo ve üst düzey mücadele de. Ama bu maçı bana izlettiren sahadaki parçalı forma oldu. Galatasaray taraftarı takımını sahada her zaman parçalı forma ile görmek ister. Sezon başında tanıtılan parçalı forma-beyaz şort kombinasyounu, bu sezon hiç kullanılmamıştı Hadi onu geçtim klasik parçalı forma ise sadece ASY' deki Steau Bükreş maçında giyilmişti. Zaten son bir kaç yıldır iç saha forması olarak tanıtılan sarı-kırmızı formayı pek fazla sahada göremiyoruz. Bu durumu ise forma seçiminde önceliği deplasmna takımına verme saçmalığına bağlamak istiyorum. Son olarak da kişisel tarihimden bir not: 2005-2006 sezonundan bu yana 26 tane iç saha maçına gitmişim ve bu maçlardan sadece 9 tanesine sarı-kırmızılı forma ile çıkılmış.

11 Kasım 2008

vize haftası


vize haftası, bloga yazma konusunda belimizi büktü. Hayırlısıyla bu haftayı bir atlatalım, yazılarımız devam edecek.

Hem penaltı hem gol!

Bir yazar daha ihtiva ediyor artık blog. Kendisiyle aramızdaki futbola dair ilginç saptamaları yazacaktım, artık gerek kalmadı. Zamanla burada olacaktır yazılar merak etmeyin. 

İki santrafor, hem penaltı hem gol... Hoşgeldi, iyi ki geldi. 

07 Kasım 2008

Benfica - Galatasaray


Saat 20:00 civarıydı. Zemin futbola müsait, hava şartları futbola müsaitti. İki takımda maç için hazırdı. Fakat ben değildim. Pivot Santrafor'u aradım. Açtı telefonu. "Naber lan Pivot?" dedim, "İyiyim senden naber?" dedi, "Ben de iyiyim sağol dedim" sonra dedim ki "Gel maçı beraber izleyelim", o da yok hafız "Sınav falan var dedi" ben de "Tamam lan gelmezsen gelme" dedim ve kapattım telefonu.

Pivot yoktu, ama cips vardı kola vardı bira vardı. Yemişim Pivot'u. Saat 21:30 oldu ve maç başladı. Ben de bir mağlubiyet havası hakimdi. Pivot da ne hakimdi onu bilmiyorum ama. Maçın 1. dakikasında Lincoln'le, 2. dakikasında da Ümit Karan'la pozisyona girdi Galatasaray. "Noliy la?" dedim kendi kendime. Herhalde Pivot da demiştir. Bu arada maç devam etkmekteydi fakat Galatasaray'ın ilk 2 dakikasında ürettiği pozisyonlardan başka adam akıllı bir pozisyonu yoktu, fakat pozisyon da vermiyordu. Kötü değildi takım, şahane pas yapıyordu. Ha bu arada Pivot "Noliy la?" dememiştir, dersteydi çünkü o esnada.

Devre arası oldu, gittim iki lokma bişey yedim, su içtim, biraz zapping yaptım falan...

2. yarı başladı, sahada muazzam bir Galatasaray vardı. O çok klişeleşmiş, herkesin dilinde 2000 ruhu geri dönmüştü sanki... Paslar, yardımlaşma, alan daraltma, teke zortlatma, her şey vardı Galatasaray'da. Mağlubiyet havasının hakim olduğu müsabakadan muazzam futboluyla galip ayrılmıştı Galatasaray... Sadece hücumda değil, savunmada da olağanüstü bir Galatasaray izledim ben. Pivot da izlemiştir.

Galatasarayımız için talihsiz bir günde böyle bir galibiyet almak ilaç gibi geldi...

Bu maçtan sonra gözümüzü Kadıköy'e çevirdik, hem 2 gün sonrası için hem de Mayıs'taki UEFA kupası finali için...

Pivot sen de çevirdin mi lan?



 
^

Powered by BloggerFlamboyant Striker by UsuárioCompulsivo
original Washed Denim by Darren Delaye
Creative Commons License