Saha kenarında
futbolun insan faktöründen hiç anlamayanları,
taktik fakirlerini,
ilk fırsatta oyuncusunu taraftarın önüne atanları,
hakemi ağzından düşürmeyenleri,
futbol karizması yoksunlarını,
bir kupa maçına kaleci hariç 8 defansif oyuncuyla çıkanları,
'arkada topa vurmayan çevirmenleri',
antremanda neşe saçmayan futbolcuları
ve daha bir çok şeyi gördükçe
seni deli gibi özlüyoruz.
Yolun düşerse buyur gel.
N'olur gel...
13 Şubat 2010
Özlüyoruz
03 Aralık 2009
Twente 0-1 Fenerbahçe
Avrupa kupalarında ülke punaı sıralamasında çekiştiğimiz Hollanda'nın lig lideri takımını deplasmanda yenmeyi başardı Fenerbahçe. Bu sonuçla son maçlar öncesi grupta liderliğini de garantileyerek önemli bir avantaj elde etti. İlk maçta Saracoğlu'nda Twente'ye 2-1 kaybettikten sonra grup liderliği için pek umut yoktu bende ama sonra Twente gitti önce kendi sahasında Steaua Bükreş ile berabere kaldı sonra da Sheriff deplasmanında mağlup oldu ve elindeki avantajı yitirdi. Hollanda liginde en üstte olmak belki de Avrupa ligini biraz arka plana atmış olabilir.
02 Aralık 2009
Resmi site üzerinden taraftara küfür etmek
Messi'li, Gerrard'lı, Lampard'lı kadrosuyla Tokatspor...
Tevez'li, Iniesta'lı, Drogba'lı kadrosuyla Altay...
Bu iki takımı Şükrü Saracoğlu'nda canlı olarak izleyebilirsiniz. Hem de 44 TL ile 215TL arasında değişen fiyatlarla. Haydi ne duruyorsunuz? Gık çıkarmadan alın biletleri...
Yazıklar olsun!
29 Kasım 2009
28 Kasım 2009
Dahi !
Fenerbahçe'nin kanat oyuncuları olmadan oynadığı bir taktik hatırlayan var mı içinizde? Yoksa bu akşamki maçı iyice aklınıza kazıyın, bir daha göremezsiniz belki. Yaklaşık olarak şu şekilde oynadı Fenerbahçe:
-------------Alex---------------
---------Mehmet Topuz--------
-----Cristian--------Selçuk-----
Carlos--Lugano--Önder--Gökhan
------------Volkan-------------
Defansta top çıkarabilecek adam yok. Defansın önündeki isimler al gülüm ver gülümden daha ileriye gidebilecek adamlar değil. Mehmet Topuz ve Alex ile hem kendi sahandan çıkmak hem de forvetlere pozisyon hazırlamak zorundasın. Bu iki oyuncunun oyun kurması gereken alanın büyüklüğünü gözünüzde canlandırabilmişsinizdir umarım. Alex'in de her maçta olduğu gibi bu maçta da markaj altında olduğu düşünülürse bu iş Mehmet Topuz'a kaldı çoğunlukla. Mehmet'in tek başına bir şey yapmasını beklemek, futboldan hiçbir şey anlamamaktır ya da her şeyi bildiğini sanmak. Yazının başlığı neden "dahi" sanıyorsunuz. Bu dahimiz Mehmet Topuz'un üstüne kalan taktiğin Mehmet Topuz yüzünden işlemediğini düşünerek kenara alıyor. Yerine giren isim Özer. Tamam çok yetenekli oyuncu ki bana kalırsa iyi de oynadı ama taktiği değiştirmediğiniz sürece istediğiniz oyuncuyu getirin aksayacaktır.
Kanatsız oynadı dedim yazının başında. Bu şekilde oynamak Kasımpaşa'nın işini kolaylaştırdı. Sadece Kasımpaşa değil, kimle oynasanız işi çok kolay olurdu. Hali hazırda Fenerbahçe maçın favorisi olduğu için çoğu takım öncelikli olarak 1 puan için geliyor Kadıköy'e. Bir puanı kazanmak için de defansınızın iyi olması lazım. Eğer öyle ahım şahım defanslara sahip değilseniz, defans oyuncularını birbirine yakın oynatarak, forvetlerin gol bulma şansını minimuma indirirsiniz. Hele bir de rakibin kanatlardan bir tehtidi yoksa, defansı açmak zorunda kalmazsınız. Birazcık da boy üstünlüğünüz varsa hava toplarını da bir bir toplarsınız. Güiza gibi Fenerbahçe tarihinin en büyük hatalarından biri olduğu sürece sırtınız yere gelmez. Ayrıca bu kanat oyuncusu olmayan sistemde, Kasımpaşa'nın kanat oyuncularını hatta beklerini sadece Fenerbahçe bekleri savunmak durumunda kaldı.
Sadece Daum'u eleştirmemek lazım. Geçen seneden beri bazı oyuncularımızın ciddi anlamda mental eksikliklerinin olduğunu düşünüyorum ve hatta işi biraz ileri götürüp Fenerbahçe'nin sahaya nasıl dağılması gerektiğini bilmediğini söylüyorum. Eğer bir oyuncu topu aldığında, kim olursa olsun, karşısında 4 tane rakip oyuncuya rağmen 1 tane takım arkadaşını görüyorsa bu çok ciddi bir olaydır. Bu işi Emre düzeltiyor Fenerbahçe'de. Zaten onun oynamadığı her maçta takımın hali ortada.
Maçın başında Volkan'ın yediği golün artık bir açıklaması yok. Seyirci baskısı yok, rakip baskı yapmıyor, top sert veya abuk sabuk bir yerden sekip gelmiyor, genç kaleci değilsin, heyecanlı hiç değilsin... Volkan bu sezon iyi götürüyordu ama bu hatayı profesyonel bir kalecinin yapma hakkı yok yahu. Fenerbahçe'de oynuyorsun.
Roberto Carlos'un Fenerbahçe'ye bu saatten sonra faydasının olacağını düşünmüyorum. Eğer daha önce yazdıklarımı okuduysanız, hiçbir zaman eleştirmedim saygımdan. Yine eleştirmiyorum, aklının burda olmadığını düşünüyorum ve aklı neredeyse orada olmasını istiyorum.
Güiza... Aslında onun hakkında söyleyeceğim o kadar çok şey var ki. Fenerbahçe formasını taşıdığı için susuyorum. En kısa zamanda bu formadan olabildiğince uzağa gitmesi en büyük isteğim. Maç öncesinde yazdığım yazıda gol atacağını söylemiştim. Kaleci ve defans hatasından saçma sapan bir gol attı evet. Şu saatten sonra her maç 4'er 5'er gol atsa önemi yok. Yalvarıyorum gönderin şu adamı. Forvet dediğin adam biraz vasıflı olur. Güiza'da ne dripling yeteneği var, ne hava toplarına hakim, ne bitiricilik var, ne pas dağıtabiliyor... Hız, ikili mücadele desen yerlerde sürünüyor. Ne kaldı geriye Allah aşkına? Onun hakkında daha fazla yazarsam kendime hakim olamayacağım.
Bayramı zehir ettiniz, büyük bir fırsatı teptiniz. Aferin size! Şimdilik burada kesiyorum. Daha sonra devam etmeye gayret ederim.
Fenerbahçe - Kasımpaşa maçı öncesi
Volkan Demirel, Gökhan Gönül, Diego Lugano, Önder Turacı, Roberto Carlos, Selçuk Şahin, Cristian Baroni, Alex de Souza, Mehmet Topuz, Daniel Güiza, Semih Şentürk...
Takımımızın 11'i böyle. Merak ediyorum acaba Daum, Özer'i oynatmamak için daha kaç takla atacak. Kasımpaşa karşısına bile ilk 11'de çıkamayacak mı bu adam? O kadar mı yeteneksiz, yoksa bir alıp veremediği mi var bizim dahi(!)nin. Uzun bir zaman sonra iki forvetimiz de sahada olacak ama Semih'i forvet gibi mi yoksa Alex'e yakın mı oynatacağı belli değil. Daniel Güiza bu maç gol atacaktır ama hiçbir şey yapmadan. Boş kaleye falan yuvarlar bir tane. Ondan sonra da "çift forvet olunca bla bla" muhabbetleri başlar. Geçen haftalarda kafasının üstünden geçen topa zıplamaması vs. kısa bir süreliğine unutulur...
Her neyse, inşallah sözlerimi bana yedirir Güiza. Yine inşallah güzel bir oyunla galip gelerek Galatasaray'ın mağlubiyetini taçlandırırız. Zaten seyircisiz maç, bir de kötü futbol olursa... Neyse bunları düşünmemek lazım şimdi. Saldır Fenerbahçe!
25 Ekim 2009
Derbi ve 'bir kısım' Beşiktaşlılar
Bir derbi daha geldi çattı. Maçın analizine daha sonra belki değiniriz. Şimdi bahsetmek istediğim şey biraz farklı. Çeşitli internet sitelerinde gördüğüm kadarıyla 'bir kısım' Beşiktaşlılar, takımlarının kötü günlerini unutup derbi heyecanına ucundan kıyısından ortak olmaya çalışmışlar. Şimdi moda olan Fenerbahçe - Galatasaray derbisine bok atmak. Peki bok atılacak bir derbi midir bu?
Öncelikle tırnak içine aldığım başlıktaki bir kısım yazısı herhangi bir kinaye içermiyor. Gerçekten de bütün Beşiktaş taraftarlarını bu güruhun içine almak istemiyorum. Her neyse... Bu 'bir kısım' taraftar, derbiyi el sikko olarak nitelendirmişler sağolsunlar. Neymiş efendim, dünyanın umrunda değilmiş bu derbi de, biz kendimizi avutuyormuşuz da... İsterse kimsenin umrunda olmasın. Hatta sadece Fenerbahçeliler ile Galatasaraylılar takip etsin bu maçı. Bizim için dünyanın en büyük derbisi budur. Yıllardan beri süregelen rekabet, kıyasıya dostluk... Kazanınca rakip taraftarı dozunda kızdırma, yenilince çok üzülme...
Bu bir kısım da bunun farkında. Yoksa ucundan kıyısından kendilerine pay çıkarmaya çalışmazlar. 'Beyler siz Fenerbahçe - Galatasaray diyorsunuz da, bir de Beşiktaş var'. Evet var, ama şu an konumuzla hiç alakası yok. Size tavsiyem heyecan ve stres olmaksızın, kurulun koltuğunuza, maçın keyfini çıkarın. Takmayın kafanızı böyle şeylere. Demirören diyin, Mustafa Denizli diyin, Nihat diyin, Bobo diyin... Fenerbahçe ile Galatasaray'ın adını ağzınıza almayın 'bir kısım Beşiktaşlılar'.
14 Ağustos 2009
Komik şeyler sizi
Yönetim bilet fiyatları konusunda açıklama yapmış. Bir de başlığı büyük harflerle atmışlar. Kızmış beyefendiler. Neymiş, bilet fiyatlarına zam azmış da bir şeyler... Yahu Allah'tan korkun be! Boş tribünlere oynamaktan bıkmadınız mı? Bize kalan şu kadardı da, bu kadara çıktı. 6 lira zam yaptık demeye getirmişler. Birader 55 lira bilet fiyatı bu ülke şartlarında adamı ayakta götürmektir. Nedir sizin amacınız?
Bu seneki manzarayı şimdiden söyliyim: Migros tribünü derbi maçlar dışında bomboş. Önemsiz maçlarda da kombine sahipleri dışında kimse olmayacak tribünde. Yönetim bu paragöz zihniyetten kurtulmadığı sürece bu hep böyle olacak.
'Bize gelişi 3 lira!' tarzı açıklamalarla taraftarı uyutmaya çalışın siz. Artık mide bulandırmaya başladınız.
03 Ağustos 2009
Olimpiyat'tan izlenimler
Saat akşam 11 suları. Alkol alınmış pek bi' güzel. Konu dönüp dolaşıp futbola geliyor haliyle. 'Yarın da Süper Kupa'yı alıyoruz' diyorum. Başlıyoruz yeni transferlerden tut, Daum'a, ordan bırak taktiğe, Beşiktaş'a kadar konuşuyoruz. Sonra gaipten bir ses duyuldu: 'Sahi lan niye maça gitmiyoruz?'
Bu soruyla karar veriyoruz maça gitmeye. Ertesi gün 2.5 sularında biletleri almak için stadımızın önünde buluşuyoruz. Maça pek fazla ilgi olmayacağı orada belli oluyor zaten. Ne bir sıra var ne bir şey. Tabii ki bunun tek sebebi maçın Olimpiyat Stadı'nda olması. Neyse buna daha sonra değineceğiz. Bileti aldıp bir şeyler yedikten sonra İETT'nin maça özel olarak kaldırdığı otobüslere doğru ilerliyoruz. Şoför amcamız kelle başı 10 kağıt aldıktan sonra bizi olay mahalline götürmek üzere hareket ediyor.
Oldukça keyifli bir yolculuk yaşadım kendi adıma. Bir ton geyik dönünce otobüste yolun o kadar uzun olduğunu unuttuk. Zaten her taraftar otobüsünde olduğu gibi marşlar, sataşmalar vs. olunca güzel güzel gittik. Şunu öğrendim ki İETT otobüsleri stada kadar götürmüyormuş. Bir ton toz toprağın ortasında bizi yürümemiz için indirdi. Ülkemizde böyle bir şey var. Bir insan bir tesis yapmadan, hele ki bu kadar büyük bir tesis yapmadan önce yolunu, suyunu vs. götürür, götürmeli. Birde ise tam tersi. Önce tesis sonra yol. Stat yapılalı bu kadar olmasına ve bir efsanevi şampiyonlar ligi finali görmesine rağmen hala bu eksiklerin olması komik, başka bir şey değil.
Stada girişte şöyle bir üstünkörün arandıktan sonra içeri girdik. Bu arada şunu da söylemek lazım, içeri sokulmak istenen pankartların hepsi açtırılıp 3 kişi tarafından kontrol edildi. Hayır bir kişi anlayamıyor mu? 3 kişi bir adam mı ediyor, yoksa pankart kontrol komisyonu gibi bir şey mi oluşturdular ayak üstü. Adamlar baya sergide tablo yorumlar gibi pankart yorumluyordu. İlginç tabi.
Stat büyük. Bir hayli büyük. En üst tarafının sahaya yakın kısmında yükseklik korkusu olanlar bir ihtimal zor dakikalar geçirebilirler. Rüzgar esen kısımlardaki kale arkası tribünlerinin, stadın geri kalanına göre, neredeyse hemzemin olması, rüzgarın etkisinin fazla hissedilmesine yol açıyor. Devlet buna bi' şey yapmalı.
İki takımın da seyircileri hemen hemen eşit sayıda gibi geldi bana. Yanılıyor olabilirim çünkü Beşiktaş tarafını tam olarak görebilsem de, bizim seyircilerin hepsini göremedim. Biraz varsayımlar üzerine konuşuyorum. İki tarafta belli dakikalar dışında birbirine üstünlük kuramadı. Beşiktaş'ın arka arkaya 768404 (küsüratlı rakam vereyim de salladığım anlaşılmasın) kere 3'lü çekmesi "eeahh eytere bea!" dedirtti.
Maç başladığında bir Fenerbahçe - Beşiktaş derbisi klasiği olarak Beşiktaş maça baskılı başladı ama sonradan direnci kırıldı. İlk yarıda sağ kanatta Yusuf iyi işler yaptı. Bunda Andre Dos Santos'un hücumlardan sonra mevkisine çok geç dönmesinin büyük etkisi var. Sol kanadın defansif yükünü Vederson'un omuzlarına yıktı. Vederson demişken kötü bir oyun oynamadı ama Roberto Carlos dün oynayabilseydi çok daha etkili olurdu. Bir kaç pozisyonda gözüm Carlos'u feci şekilde aradı.
Güiza takımın oyun tarzına alışmış bir görüntü sergiledi. Rakip defansı sık sık rahatsız etti. Emre ise maçın gizli kahramanlarındandı. Çok koştu ve mücadele etti. İkinci yarıda oyundan düşünce, yerine Selçuk, hem takımın duran toplardaki etkinliğini arttırmak için, hem de taze kan olarak oyuna girdi. Mustafa Denizli'nin Yusuf'u çıkarması bence hataydı. Dediğim gibi alışık olmadığı bir mevkide oynamasına rağmen Vederson'a zor anlar yaşattı.
Şu yaptığımız basit pas hatalarına bir çözüm bulmamız lazım. Topu direk rakibe atmalar, rakibe çarptırmalar falan... Onun dışında hücumda daha geniş bir diziliş sergilememiz gerekiyor sanırım. Rakibin kolayca pres yapabileceği, tekniği zayıf oyuncuların zorlanacağı dar bir diziliş sergiliyoruz. Penaltı pozisyonunu sahaya bir hayli uzak olduğum için net olarak göremedim. Penaltı diyenler çoğunlukta takip ettiğim kadarıyla. Bir başka tartışmalı pozisyon Güiza'nın ceza sahası dışında yerde kaldığı pozisyondu ki bence fauldü. Beşiktaş'ın da maçın başında bir pozisyonu vardı sanırım, onu göremedim.
Bu arada statta karşılaştığım bir şeyi de anlatmak istiyorum. Mağlumunuz Fenerbahçe taraftarında köklü bir değişiklik var. Eskiden, erken giden istediği yere otururdu. Bence en güzeli de böyleydi ama artık taraftar biletinde yazan koltuğa oturmak istiyor. Bu yüzden tartışmalar oldu. Oturan kalkmak istemiyor, oturmak isteyen vazgeçmiyor. Bu durumda kimin devreye girmesi gerekir? Tabii ki stat görevlilerinin. Ama arkadaşlar bu konuda aciz kalıyor. Biletinde yazan yere oturmak isteyen taraftarın söylediği "Boşuna para alıyorsunuz!" sözü beni biraz düşündürdü. Hakikaten dikkat ettim de bu adamlar maç boyunca hiçbir şey yapmadı.
Maç bitti, kupayı kaldırdık. Çıkışa doğru hareketlendik. Bu kadar büyük bir stada, bu kadar dar koridorları layık gören mühendise/mimara, o mühendise/mimara iş veren, önerilerini kabul eden kişilere bir tutam selam söyledikten sonra güç bela dışarı çıktık. İETT otobüslerine ulaşmak için baya bir yol kat ettik. Stada gelirken 10 lira olduğunu öğrendiğimiz otobüsler, dönüşte ne hikmetse ücretsizdi.
Şoför arkadaşın yolu bilmemesi ise apayrı bir bombaydı. Arkaya 'yolu bilen var mı lan?' diye bağırdıktan sonra herkesin yüzündeki 'boku yedik' bakışı görülmeye değerdi. Neyse ki bilen bir arkadaş yolu tarif etti de, sağ salim gidebildik. Tabii arada yanlış yollara da girdik ama o kadar olur. Bununla kurtardığımıza sevindik de diyebiliriz. Olimpiyat stadının ne kadar uzak olduğunu dönüşte anladım. Git git bitmedi. Hele bir arkadaş içini dışına çıkarınca hiç bitmedi. Otobüs sıcak, koku, kapıları açmayan, yol bilmeyen bir şoför... Taraftarın burasına (buranın neresi olduğunu söylememe gerek yok sanırım) kadar gelince bir isyan gibi; "Burası çok sıcak, hayatımız s.kildi" tezahüratı koptu geldi.
Sonuç olarak kupayı aldık, ezeli rakiplerimizden birini yendik. Hoş anılar olarak kalacaktır elbette ama şunu da söylemekte fayda var:
Olimpiyat liman ben bir gemi,
Bir daha gidersem...
Gerçi büyük konuşmamak lazım. :)
12 Temmuz 2009
Kısa kısa Fenerbahçe
Geçtiğimiz sene bildiğiniz ön libero transferinde bir ismin peşinde aylarca koşuldu. Senna'ydı kendisi. Arada Xabi Alonso'nun da adı geçti ama gerçekdışı olduğu için pek itibar edilmedi.
Senna için; "Ha geldi ha geliyor", "Uçakta!", "Eli kulağındadır" vs. gibi milyonlarca haber okuduk. Sonra bir baktık ki akça pakça, temiz yüzlü bir adam formayı öpüyor. Ben sarı lacivertten başka forma giymedim diyor. Josico kendisi evet. Sırf transfer yapmış olmak için yapılmış bir transfer.
Yönetim aynı hatayı bu sene de yapıyor. Aziz Yıldırım'ın açıklamalarına göre transfer geçtiğimiz ayın 15'inde bitecek, tüm transferler kampa katılacaktı. Bırakın tüm tranferleri, daha Güiza ortalıkta gözükmüyor. Ayrıca Aziz Yıldırım bu sözü vereli neredeyse 1 ay oluyor.
Yine bir oyuncunun peşinden (Poulsen) aylardır koşuluyor. Yahu adam istemiyorsa almayın. İlk fırsatta gitmek isteyecek adamı niye kadronda bulundurasın ki? Ayrıca öyle übermensch bir ön libero da değil. Umarım basına yansıyan haberler doğru değildir de, yine bir eşantiyon futbolcuyu kadromuzda barındırmayız.
Lugano hala kimseye imza atmadı. İtalyan kulüplerinden istediği anormal ücretler transferini tıkamış olmalı. Fenerbahçe'ye geri dönmek istediği konuşuluyor bu günlerde. Dönerse iyi olur. Yaşattığı bunca sıkıntı için biraz kızarız ama severiz Lugano'yu. Lugano ve Bilica'nın olduğu bir defansta, zaten sakat olan Edu'ya ya yol görünür, ya da sözleşmesi askıya alınır. Ayrıca ben Bekir'den umutluyum. Sezon başlarında ilk 11'de oynayamasa da, formayı kaparsa bir daha bırakmayacak gibi geliyor bana.
Daum'un nasıl bir sistemle oynayacağı hala merak konusu. Her kafadan bir ses çıkıyor. Kimileri 4-3-3, kimileri elde sol iç ve sağ iç oyuncuları olduğu için 4-3-1-2 vs. diyor. İlk hazırlık maçında göreceğiz sistemi. Mehmet Topuz'u sol açıkta deneyeceğim gibi bir açıklaması var. O bölgede Özer daha iyi bir tercih olabilir. Hatta ön libero'dan sonra oraya da bir transfer yapılabilir.
Güiza demiştik az önce. Kankası Aragones gidince ipleri koparmış bizimki. İyidir kötüdür bunları tartışmaktan ne dilde derman kaldı, ne söylenecek bir söz. İyi bir teklif gelirse satılması gerekir. Fenerbahçe'den ayrıldığına üzülmeyeceğim futbolculardan biri. Sezon sonuna doğru ufaktan bir form tutmuş olsa da öyle bir sezon başı izlenimi var ki, gözümüzdeki değerini arttıramadı.
Bir de Daum'un ve yönetimin 3 sene üst üste şampiyonluk söylemlerine feci şekilde takmış durumdayım. Tabii ki şampiyonluk iyi bir şey, lakin biriniz de Avrupa'dan bahsedin. Çeyrek final oynarız falan bir şeyler söyleyin. Avrupa'da olası bir erken elenmede, Daum'dan tecrübe kazandık açıklamaları duymak istemiyorum. Eğer böyle bir şey olacaksa yol yakınken bıraksın Daum. Ne biz üzülelim, ne onu üzelim.
Koch yine takımın pestilini çıkarıyor. Fenerbahçeli futbolcuları çalıştırdığı dönemlerde farkı hemen görebiliyordunuz. Daum'un gönderileceği zaman herkes Koch kalsın diyordu ama Daum nereye Koch oraya. Şimdi yeniden geldi. Saha içinde 70'ten sonra oyundan düşen futbolcular görmeyeceğiz.
Aykut Kocaman'ın futbol şubesi sportif direktörü olması tüm Fenerbahçeliler tarafından sevinçle karşılandı. Onun efendi duruşu, Aziz Yıldırım'ın ve diğer yöneticilerin biraz geri çekilmesi halinde, yönetimin oluşturduğu antipatiyi azaltacaktır. Futbolcular için her zaman bir abi olarak orada bulunacağını bilmek güzel.
Volkan'la yeniden anlaşıldı. Artık yavaş yavaş futbolunun olgunluk dönemine giriyor.Eski hatalarını nispeten daha az yapacaktır. Büyük ihtimalle de Fenerbahçe'de futbolu bırakır. Daum'un 'onu kalede görünce dehşete kapılıyorum' sözleri yüzünden bu kadar naz yaptı. Geçtiğimiz hafta yaptığı açıklamalar bir nevi özür mahiyetindeydi. İşe yaradı da, zaten kalmak isteyen Volkan güvenceyi de görünce imzayı attı.
Arkası gelecek.
12 Mayıs 2009
İzmir'e...
Türkiye'nin en güzel şehirlerinden biri, kimilerine göre en güzeli. Bu akşam Fenerbahçe'yi desteklemek adına İzmir'e doğru yol alıyoruz. Güzel futbol, güzel tribünler ve artık kupa görmek dileğiyle... Alamasak da canımız sağ olsun, yapacak bir şey yok. Necati Cumalı'dan hoş bir alıntı:
Not: Dönüşte, biraz geç olsa da, gözlemlerimize blogda yer veririz. Şimdilik sizi tdrgn ve pivot santrafor'la başbaşa bırakıyorum. İki Galatasaraylıya blogu emanet etmek pek çekici gelmese de, yapacak bir şey yok. Hiç olmadı dönüşte bir çaresine bakarız. :)Aşklarının tarihi bir şehrin tarihidir diyorum
Gün gelir aşklarıyla anılır şehirler anılırsa
Niyetim sevdalı sözler etmek olmasa
İzmir için ne yazarsam sana adıyorum!
11 Mayıs 2009
İbrahim Akın
Projeyi bitirmiş, teslim etmişim. Protokol desen, o da tamam. Rahat rahat aldım bilgisayarı önüme, keyif yapacağım. Spor sitelerini biraz kurcalarken İbrahim Akın'ın Fenerbahçe ile hemen hemen anlaştığını gördüm. Kaçtı tabi keyfim. Anlamıyorum, Beşiktaş'la Fenerbahçe arasında bilmediğimiz bir anlaşma mı var?
Yalan haber olması dileğiyle...
26 Mart 2009
Heykeli dikilecek adamsın Lefter!
Lefter'in heykeli dikilcek. Grup CK tarafından el atılmış, müthiş bir organizasyon. Resmi siteden de duyurulmuş. Resmi sitede 1907 Ünifeb'den sonra yer alan bir grup daha. Merak ettiğim konu şu, bu organizasyonu Genç Fenerbahçeliler yapsaydı sitede yer alır mıydı?
Onu bunu boşverelim ve CK'nın ellerine, emeğine, düşüncesine sağlık diyelim.
21 Mart 2009
Yazık...
İnanmıyoruz artık size! Yazık oluyor sakat sakat oynayan Gökhan'a, hırslı Lugano'ya, bizim kadar üzülen Semih'e...
İstemiyoruz artık sizi! Ne ruhsuz futbolcuları, ne taraftarı dışlayan yönetimi, ne Aragones'i...
Kahroluyor taraftar, haberiniz var mı?
20 Mart 2009
Hala inanıyoruz size!
Fenerbahçe bugün Bursaspor karşısına çıkacak. Kocaeli maçındaki kötü performansı bize unutturacak diye umuyorum. Bu sezon hevesimizi kursağımızda çok bıraktı ama olsun. Yine de inanıyoruz. 3 puan, güzel futbol dileğiyle...
16 Mart 2009
Kopamıyoruz...
Evet, şampiyonluk yarışından kopamıyoruz. Rakiplerimizin puan kaybetmesi kuvvetle muhtemel olan haftalarda istisnasız puan kaybediyoruz. Kalan maçlarımız;
Bursaspor (D), Eskişehirspor, Galatasaray (D), Ankaraspor (D), Ankaragücü, Beşiktaş (D), Denizlispor, Antalyaspor(D), Konyaspor, Trabzonspor(D)
Bütün derbileri deplasmanda oynayacağız. Derbiler dışındaki maçlarımızda zorlanmamamız gerekir ama takımın sağı solu belli olmuyor ki.
14 Mart 2009
Deniz n'aptın sen öyle?
Deniz Barış dün mükemmel bir futbol oynadı. Josico saha kenarından izlemiştir de belki yaşından başından utanmıştır dedik ama oyuna girince taslar ve hamamın aynı olduğu anlaşıldı. Fenerbahçe'nin çok kötü olduğu bir günde ışıl ışıldı Deniz.
Gönüllerin Kralı
Evet biraz klişe bir başlık oldu ama idare edin. Gökhan Gönül... Onun için ne söylemeli bilmiyorum. Dün maçta pas hatalarını biraz fazla yaptı. Ama bir çoğu önündeki ruhsuz adamın hataları yüzünden oldu. Emreciksin oyuna girdiğinde hata yapmadı zaten. Her neyse...
Yeri geliyor sağ kanatta tek başına oynuyor bu adam. 100 küsür metrelik bir koridordan bahsediyoruz. Taş olsa dile gelir, önüme bir adam koyun diye. Gıkını çıkarmıyor ve o kadar iyi oynuyor ki... Hep Fenerbahçe'de kalsın. Alex gidince, Semih'ten sonra ikinci kaptan olsun. Sembol olsun.



